Anasayfa Makaleler
Makaleler
PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 06 Mayıs 2009 15:42

Çocuklarınıza Anadilinizi Öğretin!

Araştırmalara göre anadillerini bilen çocuklar daha başarılı ve özgüvenleri tam.

Viyana - Avusturyalı Dil Bilimci Prof. Rudolf de Cillia önderli­ğinde Avusturya'da yapılan bir araştırmaya göre; anadillerine hakim Türk çocukların özgü­venlerinin yüksek olmasıyla bir­likte, diğerlerine nazaran okul­da da daha başarlı oldukları belirlendi. Ortaokul öğrencileri arasında yapılan araştırmaya göre, dil öğrenmede güçlük çeken Türk çocukların Türkçe konusunda da problemli oldu­kları tespit edildi. Her iki dilde de kendilerini tam olarak ifade edemeyen çocukların sosyal olarak da problem yaşadıklarını ifade eden Cillia, velilerin izni alınarak bu çocuklara ağırlıklı Türkçe dersi verdiklerini, iki dönem sonunda ise çocuklar­da bu dersi almayanlara oranla gelişme gördüklerini belirtti..

Çocuklarla, okulda ve günlük yaşamda güçlük çekmemesi için Türkçe yerine Almanca ko­nuşulmasının yanlış olduğuna dikkat çeken Cillia, aksansız, düzgün ve birden fazla dil öğ­renme yeteneğinin 12 yaşına kadar sürdüğünü, bu yaşa ka­dar öğrenilen dillerin büyük oranda kalıcı olduğunu söyle­di. Cillia, dolayısıyla başta ana- dil olmak üzere çocuklara kü­çük yaşlardan itibaren birden fazla dil eğitimi verilmesinin, i­leride çok dilli bir yetişkin olmasına büyük katkı sağlayaca­ğını vurguladı. Dil yetersizliğinin ebeveynden çocuklara geç­tiğini belirten Cillia, okullarda anadil takviyesi ile bu sorunun üstesinden gelinebileceğini, ayrıca çocuğun özgüveninin de artacağını dile getirdi.

Son Güncelleme: Cuma, 18 Eylül 2009 21:23
 
Yazdır e-Posta
Pazartesi, 16 Mart 2009 22:42

Kardelen

Kardelen

Baharın gelmesiyle okullarda   her yıl öğretilen  bahar  çiçekleri hakkında  kaynak araştırırken aşağıdaki yazıya rasladım.

''Vay bizim kardelenlerin haline'' demekten kendimi alamadım. Buyrun okuyunuz.

 

İbrahim Palaz'ın gönlünde kardelenlerin ayrı bir yeri var. Onlarla birlikte büyümüş, onlarla dost olmuştur çünkü. Onların nerelerde yetiştiklerini, bembeyaz karlar ve sarp kayalıklar arasında, ak benekler halinde nazlı nazlı salınışlarını ta uzaklardan seçebilmesini çocuk denecek yaşlarda öğrenmiş. Onunla kardelenler arasındaki bu uzun süreli dostluğun tatlı anıları yanında acıları, onu ölümle burun buruna getirmiş olanları da var.

İbrahim'in bıyıklarının yeni terlemeye başladığı yıllardır. Her yıl olduğu gibi, o yılın mayıs ayında da kardelen çiçeklerinin görkemli görünüşleri kaybolmaya ve yaprakları solmaya başlamıştır. Kazmasını koltuğunun altına alan İbrahim, her gün soğan peşine düşer. Onları Toroslar'ın hangi gölgeli yamaçlarında bulacağını daha o zamanlardan bilmekte ve her seferinde biraz daha yükseklere tırmanmaktadır. Ancak bir gün ayağı kayar ve kendini bir kayanın kovuğunda bulur. "Gün boyunca çığlık çığlığa imdat istedim" diyor İbrahim. "Sonunda, sesimi kimsenin duyamayacağına inandım...‘'

Neyse ki kayalıklarda yankılanan çığlıklar, öteki soğan toplayıcılarına ulaşır ve ip atılarak zorla kurtarılır İbrahim. Şimdi kırk yedi yaşındaki İbrahim'in, Gevne Çayı Vadisi'nin yamaçları üzerindeki Dumlugöze köyünde beş yüz aile yaşıyor. Bu dağ köyü, Akdeniz Bölgesi'ndeki turistik beldelere havadan otuz beş kilometre uzaklıkta. Ancak karadan ulaşım, kayalardan oyulmuş çakıl döşeli yolları, dar geçitleri, tehlikeli dönemeçleri ve yokuşları nedeniyle çok zor. Yolun durumu köyün içinde de değişmiyor: Toprak ve çinko damlı evlerin, caminin, dükkan ve kahvelerin önlerinden döne döne geçiyor. Köy yollarında, yol kenarlarında oturan yaşlıları, bez parçalarından yaptıkları toplarıyla oynayan erkek çocuklarını, zıplayarak kaçışan keçileri ve yakacak odunla yüklü eşeklerin ağır ağır evlerine dönüşlerini izliyorsunuz. Köyün geçim kaynakları büyük ölçüde doğaya bağımlı: Keçi besiciliği, orman işçiliği, avcılık ve tarım. Bir de çiçek soğanı ticareti. Çünkü bu bölge Toros kardeleninin (Galanthus elwesii) yurdu.

Devamını oku...
 
Salı, 10 Şubat 2009 21:52

Çocuklar Odalarının Duvarını Boyamak İstiyorsa, Bırakın Boyasınlar. Evin Satış Değeri Düşmez!

 

sin_selBunu söyleyen Randy Pausch. “The Last Lecture” ile adını duyduğum bir üniversite hocası o.

Öğrencilerinin “hayatınız boyunca sadece bir kere karşılabileceğiniz türden bir insan” diye nitelendirdiği bir kişi. Esasında bunu söyleyen sadece öğrencileri değil, onu tanıyan veya okuyan herkes aynı şeyi ifade ediyor.

Yapacağınız bir dersin veya bir seminerin size verilen “son konuşma” şansı olduğunu bilseydiniz, dünyaya hangi gerçeği haykırmak isterdiniz? Dinleyicilere neyi miras olarak bıraktığınızı söylerdiniz?

Carnegie Mellon Üniversitesi’deki “The Last Lecture” semineri işte bu amaçla yapılan bir organizasyon. Son konuşmanız olsa bu, tüm yaşadıklarınızla geride kalanlara ne dersiniz?

Carnegie Mellon Randy için ilk başta kabul edilmediği bir üniversite! Sonradan araya giren bir arkadaşının referansı ile okula kapağı atabilmiş.

“Çocukluk Rüyalarınızı Gerçekleştirmek” [Really Achieving Your Childhood Dreams] başlıklı bir konuşma yapmak üzere kürsüye çağrılıyor 46 yaşındaki Randy Pausch. Yaklaşık bir saatlik konuşmasını dinleyen 400 kişi var salonda.

Bu konuşma daha sonra YouTube’a düşüyor. Neden yaşadığını bilmeyen çok sayıda insanın hayata yeniden tutunmasını sağlayan bu video ağızdan ağıza çabuk yayılıyor. Bir üniversite profesörünü dinlemek için milyonlarca insan giriyor YouTube’a. (Ülkemiz otoritelerince çok zararlı görülen bu site bizde halen “yasaklı.” Gülmeyin!)

Randy Pausch

Dünyada “sanal gerçeklik” (virtual reality) öncülerinden, insan-bilgisayar ilişkisi (human-computer interaction) araştırmacısı, hocalık yaptığı Carnegie Mellon Üniversitesi’nin Eğlence Teknolojileri Merkezi‘nin kurucularından ve Alice isimli yazılım projesinin yaratıcısı.

Evlenmek için 39 yaşına kadar neden beklediği sorulunca, “mutluluğu benim mutluluğumdan daha önemli olacak kişiyi bulmak için bekledim” diyen Randy; Jai ile evlendikten sonra (şimdi 2, 3 ve 6 yaşlarında olan) üç çocuğun babası olmuş.

Devamını oku...
 
Yazdır e-Posta
Çarşamba, 04 Şubat 2009 23:43

Öğretmenin İsyanı

MAĞDURİYET BÖLGELERİNDEKİLERİ HİÇ DÜŞÜNMEDİNİZ Mİ?

Erzurum'un bir ilçesinin 1,5 saat uzaklığındaki bir köy....Haftada bir arabası var. O da salı günleri...Yeni bir müfredat getiriyorsunuz. Çok güzel. Çağdaş bir eğitim anlayışı...O da harika. (Kaldı ki bana göre müfredattan ziyade yöntemler ders işleniş şekilleri değiştirilmiş. E zaten bizlerde yani mesleğine saygı ve sevgi duyanlar da derslerimizi bu biçimde işliyorduk. Değişen ne yapmayanları da ayırtedebilmek. Ve bunu belgelerle ispatlamak. Neyse...)Bakın bu gibi yerlerde veli desteği sıfır. Öyle değilmi ki eğitim ve öğretim 3 ayaktır. (okul,öğretmen,veli)Hadi okulu kendi çabalarımızla bir şekle şemale soktuk. Kendimizi de naptık ne ettik geliştirdik.Tüm çabamızla yüklendik. Ama veli zihniyeti ve katılımı inanın ki hiiiiç kolay değil...Yeni müfredata göre çok fazla materyalle çalışma yapraklarıyla deney malzemeleriyle çalışmalar yapmamız gerekiyor. PEKİ SÖYLERMİSİNİZ BU KÖYDE GÖREV YAPAN BİRİ NE ZAMAN,NASIL,NERDE BÜTÜN BUNLARI KARŞILAYABİLECEK...???

Devamını oku...
 
PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 25 Ocak 2009 15:49

Eşeğin Hikayesi

Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine
düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte.
Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak
dökülmüştü. Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek
isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve gümm.

Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde.
Ayıptır söylemesi, anırdı yani. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet
kötü.
Zavallı eşeği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış.
Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız
köylüleri yardıma çağırdı.
Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı. Sonunda karar
verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez.
Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek.
Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar.
Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe
döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha
yükseldi ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu.
Köylüler ağzı açık bakakaldı.

 

Hayat,  bizim de üzerimize abanabilir.
Toz toprakla örtmeye çalışıp, yakınıp sızlanacağımıza,
üstesinden gelmek için düşünüp, silkinerek
kurtulmaya çaba göstermek aydınlığa adım atmaktır.
Kör kuyuda olsak bile !


 


Reklam
 
JoomlaWatch Stats 1.2.9 by Matej Koval